Sivil Havacılık Güvenliği Hakkında Uluslararası Düzenlemeler

15 02 2012 | Ekleyen: | Konu: Sivil Havacılık Güvenliği, Sivil Havacılık Ve Özel Güvenlik-Tez

Bu yazı Öğr. Gör. Ahmet Kenan SAYIN’ın “Sivil Havacılık Güvenliğinde Özel Güvenlik Hizmetlerinin Etkinliğinin İncelenmesi; (Esenboğa Havalimanı Örneği)” isimli tez çalışması kaynak alınarak hazırlanmıştır. (aksayin44@gmail.com)

Sivil havacılık, yolcu ve yük taşımacılığına yönelik birbirine bağımlı faaliyetlerin ve birimlerin oluşturduğu sistemdir. Havayolu ulaştırma sektörü; havayolu işletmeciliği, hava seyrüsefer ve hava trafik kontrol hizmetleri, yer ve ikram hizmetleri, eğitim, bakım ve ilgili yapılar ve diğer havacılık faaliyetleri ile bütün bu faaliyetlerin uluslararası kurallara göre koordinasyonunu ve denetimini kapsar.

Havayolu taşımacılığı gerek ulusal gerekse uluslar arası hukuki düzenleme ve kurallara tabidir. Ulusal anlamda havayolu işletmeleri emniyet ve seyrüsefer konularında devletin gözetiminde bulunur. Uluslararası düzeyde baktığımızda hava trafik haklarına göre diğer ülkelere yapılacak seyrüseferler için uluslararası antlaşmalara göre taşımacılık faaliyetleri gerçekleştirilmektedir. Ayrıca havayolu işletmeleri, uluslararası örgütler (ICAO gibi) ve Avrupa Birliği Konseyi gibi devletler üstü otoritelerce konulan kural ve düzenlemelere tabidirler.

Devletler, havacılığın sağlıklı ve emniyetli şekilde yapılması amacıyla havacılıkta çalışan personelin niteliklerinden hava araçlarının teknik özelliklerine, havaalanı şartlarından tehlikeli maddelerin havayolu ile taşınması da dahil, tüm havacılık konularında detaylı ve iyi tanımlanmış kurallar ve standartlar geliştirmişler, bu kurallara uyulmasını sağlamak için çeşitli organizasyonlar kurmuşladır. Organizasyonla yapısı ve adları ülkeden ülkeye farklılık gösterse de organizasyonlar; o devletin hava sahası içinde gerçekleştirilen her türlü havacılık faaliyeti için Sivil Havacılık Otoritesi olarak devleti temsil ederler (MMO, 2010).

Sivil Havacılık ve Sivil Havacılıkta Güvenlik konularını net olarak anlayabilmek, tarihi olarak yapılan sözleşmeleri incelemekle daha kolaylaşacaktır. ?Hava hukuku, terim olarak, havada seyrüseferle ilgili münasebetleri düzenlemek için özel olarak konmuş olan hukuk kaidelerinin bütününü tasvir etmektedir.? (Çağa?dan akt. Ünlü, 2009: 63).

Dünyada hava hukuku düzenlemelerinin 5 Haziran 1783 Fransız Mongolfier kardeşlerin sıcak hava ile doldurulmuş balonlarının Paris?te havalanmalarından sonra başladığı hava hukuk tarihçileri tarafından yazılmaktadır. Hava hukukunun gelişimi, Wilbur ve Orville Wright kardeşlerin ilk olarak motorlu uçakla uçmalarından sonra (1900?lü yıllarda) gerçekleşmiş,  hava hukuku ile ilgili ilk önemli aşama ile 15 Ağustos 1913 tarihinde Almanya ve Fransa arasındaki karşılıklı hava seferleri için imzalanan antlaşma olmuştur. Hava Seyrüsefer Kanunları (Air Navigation Act) daha sonra İngiltere?de 1920, Almanya?da 1922 ve Fransa?da 1924 yıllarında yürürlüğe koyulmuştur (Çağa?dan akt. Ünlü, 2009: 63-64).

Almanya ile Fransa arasındaki antlaşma sonrasında, 1930 yılında Peru?da ilk uçak kaçırma olayıyla birlikte ulusal ve uluslararası sivil havacılık düzenlemeleri yapılmaya başlanmıştır. Ülkeler güvenlik önlemlerinin yeterince alınmadığı durumlarda hem kendi ülkeleri hem de diğer ülkeler için önemli zararlara yol açabilecek sivil havacılığı, kontrol etme gereği duymuştur. Bu anlamda ülkeler, Uluslararası antlaşmalara taraf oldukları gibi kendi ulusal düzenlemelerini de oluşturmuşlar böylece yapılan düzenlemeler, ulusal düzeyde ve uluslararası alanda yapılan düzenlemeler olarak ikiye ayrılmıştır.

Hava sahası, bir devletin yalnız kendisinin kullanma hakkı olduğu, başka devletlerin ancak ilgili devletten izin alarak yararlanabileceği gökyüzü parçası olarak Türk Dil Kurumu sözlüğünde geçmektedir. ?Uluslararası hava sahası ise, bir devletin ulusal hava sahası dışında kalan alanları kapsamaktadır.? (Pazarcı?dan akt. Ünlü, 2009: 66).

Uçakların sadece belli bir ülke hava sahasını kullanmamaları ve uçak kaçırma veya uçaklara karşı düzenlenen eylemlerin sonucunda suç ve suçluların uluslar arası hava sahasında hangi kanunlarca yargılanacağı gibi sorunlar devletlerin uluslararası düzenleme yapmalarını zorunlu kılmıştır.

Bu düzenlemelerden ilki 13 Ekim 1919?da Paris?te düzenlenen Paris Barış Konferansı sırasında özel bir komisyon tarafından hazırlanan, Paris Havacılık Sözleşmesidir. 11 Temmuz 1922 tarihinde 27 devlet tarafından imzalanarak yürürlüğe giren bu sözleşme hava taşımacılığı alanında ilk uluslararası anlaşma niteliği taşımıştır (Adıgüzel?den akt. Ünlü, 2009: 66).

Paris Havacılık Sözleşmesinden sonra sırasıyla (Ünlü, 2009: 66-68);

  • 1926 yılında, İspanya ile Güney Amerika Devletleri arasında Madrid Sözleşmesi,
  • 20 Şubat 1928 Havana Sözleşmesi,
  • 12 Ekim 1929 Varşova Sözleşmesi,
  • ?1933 yılında imzalanan Roma Sözleşmesi ve onu değiştiren 1952 Sözleşmesi
  • 1938 Brüksel Konferansı,
  • 7 Aralık 1944 Chicago Sözleşmesi (Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi),
  • 1948 Cenevre Konvansiyonu,
  • 1955 La Haye Konferansı,
  • 1961 Guadalajara (Meksika) Konferansı yapılmıştır.

Bu yapılan anlaşma ve konferanslar içerisinde önemli olan ve Türkiye?nin kabul ettiği protokol, konferans ve sözleşmeler içerisinde (Uzuner, 2003: 19);

  • Chicago sözleşmesi (Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi)
  • Tokyo Sözleşmesi (Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Sözleşme)
  • La Haye Sözleşmesi (Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesine Dair Sözleşme)
  • Montreal Sözleşmesi (Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme)
  • Montreal Ek (Uluslar arası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havalimanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokol)
  • ECAC (Avrupa Sivil Havacılık Konferansı) vardır. Ayrıca Türkiye birçok devletle sivil havacılık anlaşması (ikili hava ulaştırma anlaşması) yapmış ve bu anlaşmalarda güvenlik konularına da yer verilmiştir. 

Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi (Chicago)

7 Aralık 1944 tarihinde Amerika Birleşik Devletleri?nin Chicago kentinde 52 devlet bir araya gelerek Chicago sözleşmesi olarak adlandırılan ?Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesi?ni imzalamışlardır. İkinci Dünya Savaşı öncesinde havacılık sektöründe meydana gelen hızlı gelişmeler, yapılan yasal düzenlemeler ve doğan yeni ihtiyaçlar savaş sonrasında bu sözleşmenin imzalanmasını sağlamıştır. Uluslararası Sivil Havacılık Teşkilatı, Chicago Sözleşmesi ile kurulmuştur (Adıgüzel?den akt. Ünlü, 2009: 68).

Chicago sözleşmesi daha önce imzalanmış Paris ve Havana Sözleşmeleri?nin yerini almıştır. Sözleşme ile her devlete kendi hava sahasında ?kısıtlamasız ve tekelci bir egemenlik? tanınmıştır. Sözleşme kabotaj hakkını ülke devletine tanımış ve güvenlik nedeniyle uçuşa yasak bölgeler kurulabilmesine izin vermiştir. Chicago Konferansı sonunda Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesiyle beraber Uluslararası Hava Servisleri Transit Sözleşmesi ve Uluslararası Hava Nakliyat Sözleşmeside imzalanmıştır. Bu sözleşmeler ülke ? devletinin geçişle ilgili diğer devletlere tanıyacağı hakları, nakliyat ve ticaretle ilgili bir takım kolaylıkları içermektedir (Araştıran, 2011).

Uçaklarda İşlenen Suçlar ve Diğer Bazı Eylemlere İlişkin Sözleşme (Tokyo)

14 Eylül 1963 tarihinde Tokyo?da düzenlenen sözleşmeye Türkiye?nin katılım tarihi 22 Nisan 1975?tir (Uzuner, 2003: 19).

Sözleşme incelendiğinde; Sözleşmenin, ?ceza kanunlarını ihlal eden suçlara? ayrıca ?bir suç teşkil etsin veya etmesin, uçağın veya içindeki şahısların veya malların güvenliğini tehlikeye düşürebilecek veya düşüren, uçak içindeki düzen ve disiplini bozan fiillere? uygulanacağı, belirtilmekte, sözleşmenin diğer maddelerinde sözleşmeye taraf olan (âkit) bir devletin nasıl hareket edeceği, uçak kaptanının yetkileri, uçağın kanun dışı yollarla ele geçirilmesi durumunda yapılacaklar, devletlerin yetkileri ve yükümlülükleri konuları ele alınmıştır.

Sözleşmede uçakta işlenen suçların bir tanımı yapılmamış ve uçağın uçuş hareketini engelleme, uçağın denetimini ele geçirme ve uçağı denetim altına alma eylemleri, yasa dışı eylemler alarak belirtilmiş ancak herhangi bir suç olarak öngörülmemiştir (Ünlü, 2009: 70).

Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesine Dair (La Haye) Sözleşmesi

Tokyo sözleşmesinin uçak kaçırma ve güvenliği açısından yetersizlikleri devletleri uluslararası alanda yeni bir sözleşme yapmaya zorlamıştır.

1-16 Aralık 1970?de yapılan konferans soncunda La Haye sözleşmesi oluşturularak, tüm devletlerin imzasına açılmıştır. Sözleşmeyle ilgili çıkarılan kararnamenin 1?nci maddesinde: ?Uçuş halindeki bir uçakta bulunan herhangi bir şahıs; Kanun dışı olarak, zorla veya tehditle veya diğer herhangi bir korkutma yoluyla uçağa el koyar veya uçağın kontrolünü ele geçirirse veya böyle bir harekete teşebbüs ederse veya böyle bir hareketi yapan veya buna teşebbüs eden bir şahısla suç ortağı olursa, suç işlemiş sayılır.? denmektedir. Anlaşmanın başlangıç kısmında belirtildiği üzere (La Haye Sözleşmesi): ?Uçuş halindeki uçağı veya kontrolünü ele geçirme şeklindeki kanunsuz fiillerin fert ve mal emniyetini tehlikeye düşürdüğünü, hava servislerinin faaliyetini ciddi olarak etkilediğini ve dünya halklarının sivil havacılık güvenliğine karşı itimadını zayıflattığını? Bu fiillerin vukua gelmesinin vahim endişe verici bir mevzu teşkil ettiğini? Bu eylemlerin tekerrürüne mani olmak gayesiyle, suçluların cezalandırılmaları için uygun tedbirlerin alınmasına acil ihtiyaç olduğu?? amaçlarıyla bu sözleşme hazırlanıp imzalanmıştır.

Sözleşme suç sayılan eylemleri kesin olarak tanımlamış ve ülkelerin bu eylemleri şiddetli bir şekilde cezalandırılmalarını zorunlu kılmıştır. Böylece cezalandırılabilir eylemler uluslararası olarak yaratılmış ve uluslararası toplum tarafından genel kabul görmüştür. Suçluların iadesi veya yargılanması görevleri arasında ince bir politik denge oluşturulmuştur. Tanımlanan eylemlerin cezalandırılması ve yargılanması evrensel hale gelmiştir. Bu gibi suçlar için dünyada güvenli bir bölge kalmamıştır (Milde, Air and Space Law, 1992: 95).

Bu sözleşmeyle uçak kaçırmaların önlenmesinde hukuksal olarak gerçekten önemli bir çözüm getirilmiştir. Ancak eksik yanları da bulunmaktadır. Birincisi, devletlere bu eylemleri işleyenleri cezalandırmada serbestlik tanıması, şiddetle cezalandırmanın ne olduğunun açıklanmaması; ikincisi, siyasal amaçlarla işlenen uçak kaçırma eylemleri hakkında gerçek bir çözüm getirilmemesi şöyleki; bazı hava korsanlarına bazı ülkeler tarafından sığınma hakkı tanınmıştır, sözleşmenin bir başka eksik yönü ise personelden birisi kaçırıldığında sözleşme hükümlerinin uygulanamamasıdır (Koni, 1977: 150 ? 151).

La Haye Sözleşmesi tıpkı Tokyo Sözleşmesi gibi yalnızca uçuş durumunda bulunan uçak içerisinde işlenen suçları kapsamına almıştır. Dolayısıyla uçuş öncesinde veya uçuş durumunun sonrasında meydana gelebilecek eylemler kapsam dışında bırakılmıştır  (Cheng?den akt. Koni, 1977: 143).

Bu sözleşme içerisinde havalimanı veya havaalanları içerisinde yapılması gerekenlere veya yapılabileceklere değinilmemiştir. Genel olarak sözleşmeye akit devletlerin yapabilecekleri, tanımlanan suç ve suçluların durumu üzerinde durulmuştur.

Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşme (Montreal)

Montreal sözleşmesi 23 Eylül 1971 tarihinde Montreal?de imzalanmıştır. 22.06.1975 tarihinde Türkiye Montreal?de düzenlenen sözleşmeyi Bakanlar Kurulu kararıyla kabul etmiştir. Bu sözleşmeye taraf olan devletler sivil havacılığın güvenliğine karşı kanun dışı eylemlerin can ve mal emniyetini tehlikeye düşürdüğünü, hava servislerini ciddi biçimde etkilemekte olduğunu ve dünya uluslarının sivil havacılığın güvenliğine olan güvencesini sarstığını; bu gibi eylemlerin ciddi endişelere yol açtığı ve bu gibi eylemlerin önlenmesi amacıyla suçluların cezalandırılması için uygun tedbirlerin alınmasına ivedilikle gerek olduğu belirtilmektedir (Montreal Sözleşmesi).

Montreal Sözleşmesinin gerekçelerine bakıldığında dünya devletlerinin ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldığını ve daha önceki sözleşmelerin kanun dışı eylemlere karşı yetersiz olduğunu görüyoruz.

Sözleşmenin birinci maddesinde sözleşmeye konu olan eylemler tarif edilmiştir. Bu tarife göre bir kişinin (Montreal Sözleşmesi, madde 1); 

  • Uçuş halindeki bir uçakta bulunan bir şahsa karşı uçağın emniyetini tehlikeye düşürecek bir şiddet hareketinde bulunması,
  • Servisteki bir uçağı tahrip etmesi veya uçuş sırasında emniyeti tehlikeye düşürecek bir hasara uğratması,
  • Uçağı tahrip edebilecek bir cihazı veya maddeyi servisteki uçağa yerleştirmesi ve bunun uçağın uçuştaki emniyetini tehlikeye sokacak nitelikte olması,
    • Hava seyrüsefer kolaylıklarını tahrip etmesi veya hasara uğratması veya bunların işletilmesine müdahale ederse ve bu fiillerden biri uçuş halindeki uçağın emniyetini tehlikeye sokacak nitelikteyse,
    • Yanlış olduğunu bildiği bilgiler vermek suretiyle uçuş halindeki bir uçağın emniyetini tehlikeye düşürürse, suç işlemiş olduğu kararlaştırılmıştır.

Ayrıca kişinin belirtilen bu eylemlerden herhangi birini işlemeye teşebbüs ederse; veya bu suçlardan birini işleyen veya işlemeye teşebbüs eden şahsın suç ortağı ise, suç işlemiş olduğu belirtilmiştir.

Montreal sözleşmesinin en önemli tarafını, zaten yapılma nedeni olan uçaklara karşı saldırı ve sabotaj eylemlerini kapsamı içine alması oluşturmuştur. Bu durum uçağın ?serviste? olması deyimiyle sözleşmeye eklenmiştir. Sözleşmeyle uçağın serviste olması deyimi, bir uçağın belirli bir uçuş için yer personeli veya mürettebatın uçuş öncesi hazırlıklara başlaması ile inişten sonraki yirmi dört saat içindeki süreyi ve uçağın uçuş halinde bulunduğu tüm süreyi tanımlamak için kullanılmıştır. Böylece uçuş öncesi ve sonrasında uçak, koruma altına alınmıştır (Öztürk?ten akt. Ünlü, 2009: 73).

Montreal sözleşmesi sadece sivil uçaklara ve uluslararası ulaşımda kullanılan sivil ulaşım kolaylıklarına bir sabotaj veya zarar verildiğinde kullanılacaktır. Sözleşme hükümlerinin uygulanması için uçağın tescil edildiği devletten, başka bir devletin ülkesinde bu eylemlerin işlenmiş olması veya uçağın fiili veya programlanmış iniş veya kalkış noktasının uçağın tescil edildiği Devletin dışında bulunması gerekmektedir. Uçağın tescil edildiği ülke üzerinde saldırıya uğraması,  sabotaj hareketlerine girişilmesi Sözleşme kapsamı dışında kalmaktadır (Koni, 1977: 159 ? 160).

Montreal sözleşmesinin üçüncü maddesiyle; sözleşmeyi kabul eden her devlet sözleşmede belirtilen suçları ağır cezalarla cezalandıracak suçlar haline getirmeyi üstlenir, demektedir.

Montreal Sözleşmesinin üçüncü maddesinde sözleşmeyi kabul edenher devlet, sözleşmede belirtilen suçları ağır cezalarla cezalandıracak suçlar haline getirmeyi üstlenir, demektedir.

Montreal Sözleşmesi özellikle askeri ve polis hizmetlerinde veya gümrük hizmetlerinde kullanılan uçakları sözleşme dışında tutmuştur. Sözleşmede şiddet ve sabotaj eylemleri suç sayılmış, bu suçun uçağın inişten önce ve inişten sonra serviste bulunma durumlarında da işlenmesi halinde bu eylemlerin aynen uçuş halinde bulunan uçağa karşı işlenmiş gibi sayılacağı kabul edilerek böylece uçuş öncesinde ve sonrasında verilen yer hizmetleri ve uçağın korunmasının ve özellikle bu aşamada yer alan özel güvenlik hizmetlerinin, kanun dışı eylemleri önleyebilmede önemli bir faktör olduğu gerçeğini ilk olarak bu sözleşmede gösterebiliriz.

Uluslararası Sivil Havacılığı Hizmet Veren Havalimanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokol ( Montreal Ek)

24.2.1988 tarihinde Montreal Sözleşmesinin devamı niteliğinde bir ek taraflarca imzalanmış, Türkiye Montreal Sözleşme ekini 14.4.1989 tarihinde onaylamıştır. Bu sözleşme eki Montreal Sözleşmesine tamamlayıcı hükümler getirmiştir. Montreal Ek?in düzenlenme gerekçesi olarak uluslararası sivil havacılığa hizmet veren havaalanlarındaki şahısların güvenliği için tehlike yaratan veya tehlike yaratması muhtemel veya söz konusu havaalanlarının düzenli işleyişini tehlikeye sokan kanun dışı eylemlerin, dünya halklarının havaalanlarındaki güvenliğe olan itimatlarını sarstığını ve tüm Devletler bakımından sivil havacılığın güvenli ve düzenli işleyişine zarar verdiğini; bu tür eylemlerin vuku bulmasının uluslararası camiada ciddi bir endişe yarattığını ve bu tür eylemlere engel olunması için, suçluların cezalandırmasını temin edecek uygun tedbirlerin alınmasına acil ihtiyaç bulunduğunu; uluslararası sivil havacılığa hizmet veren havaalanlarındaki bu tür kanun dışı şiddet eylemlerini bertaraf etmek amacıyla 23 Eylül 1971?de Montreal?de yapılan Montreal Sözleşmesini tamamlayıcı hükümlerinin kabul edilmesinin gerektiği belirtilmiştir.

Montreal Eki Chicago, Tokyo, La Haye ve Montreal Sözleşmelerinde yer almayan havaalanlarında sivil havacılığa hizmet veren şahısların ve havaalanlarındaki işleyişin korunması gerektiğini, sivil havacılık güvenliğinin sağlanması için, havaalanlarının ve havaalanı işleyişi içerisinde bulunan insanların da güvenliklerinin sağlanmasının gerekli olduğu bu sözleşmeyle kabul edilmiştir.   Bu sözleşmenin sivil havacılık güvenliği içerisine,  uçuş ve uçak güvenliği başlıklarının yanına  ?havaalanı güvenliği? başlığının da gelmesini sağlayarak, eksik olan parçayı tamamladığı söylenebilir.

Montreal Ek Sözleşmesi ikinci maddesinde herhangi bir kişinin (Montreal Ek, madde 2);

Kanuna aykırı ve kasıtlı olarak herhangi bir alet, madde veya silah kullanarak:

  • Uluslararası sivil havacılığa hizmet veren bir havaalanı çalışanına karşı muhtemel yaralamaya veya ölüme sebep olacak bir şiddet eylemine girişmesi; veya
  • Uluslararası sivil havacılığa hizmet veren havaalanındaki tesisleri veya havaalanında bulunan ancak hizmette bulunmayan bir uçağı tahrip etmesi veya hasara neden olması veya havaalanındaki hizmetleri kesintiye uğratması durumunda havaalanındaki güvenlik için tehlike oluşursa veya muhtemel bir tehlikeye neden olması durumunda kişi,  suç işlemiş olur.

Montreal Ek Protokolü (Sözleşmesi) sivil havacılık güvenliği alanını genişleterek; sivil havacılığa hizmet veren çalışanların güvenliğini, havaalanında bulunan tesislerin güvenliğini, havaalanında bulunan uçakların güvenliğini ve havaalanındaki hizmetlerin güvenliğini kapsam içine dahil etmiş, bunlara karşı yapılan eylemleri, uçağa ve uçuş güvenliğine karşı yapılan eylemlerle eşit tutmuştur. Böylece bu sözleşmeye bakarak havaalanı güvenliğinde veya havaalanı tesislerinin güvenliğinin sağlanmasında veya hizmet vermeyen bir uçağın korunmasında hizmet veren özel güvenlik hizmetlerinin sivil havacılık güvenliği içinde önemli bir yere sahip olduğu, çok önemli bir güvenlik hizmeti sunduğu ve ulusal güvenlik kadar uluslararası güvenliğe de katkısının olduğu açıkça görülebilir. 

KAYNAKLAR

MMO (Makine Mühendisleri Odası), (2010), http://www.mmo.org.tr/muhendismakina/arsiv/2000/aralik/kurum.htm   ,(Erişim Tarihi: 28.12.2010).

Ünlü, Sinem, (2009), 11 Eylül Olaylarının Uluslararası Sivil Havacılık Güvenliğine Etkileri, Yüksek Lisans Tezi, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Konya.

Araştıran.com (2011), www.arastiran.com/yazi/chicago-sozlesmesi-1944.html (Erişim Tarihi: 11.02.2011).

Uzuner, Ali, (2003), Sivil Havacılık Güvenliği, Ankara: Özen Yayımcılık.

Milde, Michael, (1992), Law anda Aviation Security, Ferenda, De Lege, Air and Space Law, Netherlands: Martinus Nijhoff Publishers, ss. 93-98.

Köni, Hasan S., (1977), Uçaklara Karşı Girişilen Eylemlerin Uluslararası Hukukta Doğurduğu Sorunlar, Ankara: Ankara İktisadi ve İdari İlimler Akademisi Yayınları.

 

   

Yorum Yapın